bi şekilde herkesin birbirini tanıması çok garip değil mi.beni çok sevindiriyo.ne zaman iki arkadaşımın benden habersiz birbirini tanıdığını görsem orda benden bi iz buluyorum bağırasım geliyor.heyy heyyy hadi hadi bee diye.hehe.
bazen ankarayı seviyorum.üstelik kafam hafif mayhoşsa,telefonda senin sesini duymuşsam,ağaçlı yoldan eve dönüyosam,evde yiyecek bişeyler bulabiliyosam.kış havası mis gibiyse.kulağımda saf sezen aksu varsa.
ayak seslerini,sık nefeslerini.
benden de gidişlerimi.ankarayı bazen çok seviyorum ama.bu bi gerçek.
25 Kasım 2009 Çarşamba
09 Kasım 2009 Pazartesi
bir de demiş ki küçük iskender;
sende çok ulus var
ben de çok kara parçası
yerleşirsin bana
gül gibi geçinir gideriz..
sana olsun bu da,diğer herşey gibi.
ben de çok kara parçası
yerleşirsin bana
gül gibi geçinir gideriz..
sana olsun bu da,diğer herşey gibi.
05 Kasım 2009 Perşembe
04 Kasım 2009 Çarşamba
dört kasım okulu
evin camı buğuluydu hoşgeldin yazmıştım pencereden seni beklerken, şimdi buğu gitti ama hoh diyince hoşgeldin çıkıyor,bi de gülen surat.
çok yağmur yağıyor bu sıra çok geliyor.
ben çok bekliyorum ama artık susmaya karar verdim,meğersem her şey benim yüzümden oluyomuş ben de doğaüstü güçlere ithaf ediyodum,ama bi yastık bi yorgan bak ne güzel çözdü her şeyi,sen de bana ne kadar nazikçe cevap verdin, ne güzel iyi dersler dedin.
işte böyle
evim şenlensin sohbete gel de.
çok yağmur yağıyor bu sıra çok geliyor.
ben çok bekliyorum ama artık susmaya karar verdim,meğersem her şey benim yüzümden oluyomuş ben de doğaüstü güçlere ithaf ediyodum,ama bi yastık bi yorgan bak ne güzel çözdü her şeyi,sen de bana ne kadar nazikçe cevap verdin, ne güzel iyi dersler dedin.
işte böyle
evim şenlensin sohbete gel de.
01 Kasım 2009 Pazar
yaralı kuş.
"gözlerim doluyor aman sen neredesin
ellerim donuyor aman sen neredesin
yan kalbim yan külden adam olur san
yan kalbim yan kaçamazsın sevdadan
seni diye tuttum kedimi, dizlerime yatırdım
seve seve tüylerini, uykulara götürdüm
çekmecemde resmin vardı, baka baka bitirdim
gözlerimde sana güller, papatyalar getirdim
yan kalbim yan külden adam olur san
yan kalbim yan kaçamazsın sevdadan
gözlerim dalıyor aman sen neredesin
herkes geliyor aman sen neredesin"
ellerim donuyor aman sen neredesin
yan kalbim yan külden adam olur san
yan kalbim yan kaçamazsın sevdadan
seni diye tuttum kedimi, dizlerime yatırdım
seve seve tüylerini, uykulara götürdüm
çekmecemde resmin vardı, baka baka bitirdim
gözlerimde sana güller, papatyalar getirdim
yan kalbim yan külden adam olur san
yan kalbim yan kaçamazsın sevdadan
gözlerim dalıyor aman sen neredesin
herkes geliyor aman sen neredesin"
bir şarkı,nasıl böyle yapar,sicim gibi,ince ince insanı,kırılıverir gibi,soğuktan donmuş da eve uykuya gelmiş güzel kadının saçları gibi, upuzun ağlar insan işte.
ama ben de ne kadar salakmışım.
insan kendine hal böyleyken bile bitmesin sürsün der mi.
haşre kadar.
ne kadar salakmışım.
10 Eylül 2009 Perşembe
30 Ağustos 2009 Pazar
pervane
seni hatırlıyorum ben.sayfaların en arkasında çizdiğin bişey vardı.kim demiştim.adını söylediler.
şimdi ben saç tellerini nereye saklayacağımı bilemez halde yatağımın kenarına bile varamıyorum.tabi senin haberin de yok, derdin de.ama neden benim var,hiç olmaması lazım olan bi yerde hem de,neyse,kafamı sorgulamayı bırakmıştım,olmuyor çünkü.
parlaktın sen.'sen geldin' dedin.'ben gideceğim sabah' dedin.tamamdı herşey,zaten olan olacak olan buydu.sadece bu.sen sabah gidecektin.uyandığından itibaren uyumaya devam etmen,ve sadece sütü sevdiğini söylerken gülmen bana o kalp çarpıntısında uyku hapı gibi geldi,neyse bundan da bahsetmeyeceğim.sütten bahsedebilirim.beni de nasıl sakinleştirdiğinden,hatta birazdan bir bardak içeceğim..
seni düşünmemeliyim,seni görmemeliyim,daha fazla karıştırmamalıyım..
ama neden aklıma gene şarkılar geliyor.zerdaliler geliyor,aynalar geliyor,istanbul hatırası geliyor..sen beni üzdüğünü düşünüp daha da üzüleceksin,bunu da bilmiyorsun değil mi.neyse,üzülmüyorum ki ben.senin sevdiğin kadın benden çok daha iyi,çok daha güzel,çok daha anlamlı belki.
ben balarısı gibiydim senden önce,bak pervanelere döndüm seni görünce.
görünüşte kötü bi durum bu.hatta çok kötü.ama işte.havada herşey,ya suyun altından bakarsam,yada toprakla kapatırsam steril bi duygu dünyam olacak.ama ben havadakileri yakalamayı öyle seviyorum ki.ben de anlamıyorum çoğu zaman insanlar da anlamıyo,ama suyun altından bakmaktan daha gerçek ..
şimdi ben saç tellerini nereye saklayacağımı bilemez halde yatağımın kenarına bile varamıyorum.tabi senin haberin de yok, derdin de.ama neden benim var,hiç olmaması lazım olan bi yerde hem de,neyse,kafamı sorgulamayı bırakmıştım,olmuyor çünkü.
parlaktın sen.'sen geldin' dedin.'ben gideceğim sabah' dedin.tamamdı herşey,zaten olan olacak olan buydu.sadece bu.sen sabah gidecektin.uyandığından itibaren uyumaya devam etmen,ve sadece sütü sevdiğini söylerken gülmen bana o kalp çarpıntısında uyku hapı gibi geldi,neyse bundan da bahsetmeyeceğim.sütten bahsedebilirim.beni de nasıl sakinleştirdiğinden,hatta birazdan bir bardak içeceğim..
seni düşünmemeliyim,seni görmemeliyim,daha fazla karıştırmamalıyım..
ama neden aklıma gene şarkılar geliyor.zerdaliler geliyor,aynalar geliyor,istanbul hatırası geliyor..sen beni üzdüğünü düşünüp daha da üzüleceksin,bunu da bilmiyorsun değil mi.neyse,üzülmüyorum ki ben.senin sevdiğin kadın benden çok daha iyi,çok daha güzel,çok daha anlamlı belki.
ben balarısı gibiydim senden önce,bak pervanelere döndüm seni görünce.
görünüşte kötü bi durum bu.hatta çok kötü.ama işte.havada herşey,ya suyun altından bakarsam,yada toprakla kapatırsam steril bi duygu dünyam olacak.ama ben havadakileri yakalamayı öyle seviyorum ki.ben de anlamıyorum çoğu zaman insanlar da anlamıyo,ama suyun altından bakmaktan daha gerçek ..
16 Ağustos 2009 Pazar
all is the same
time has gone by
someday you come
someday you'll die
someone has died
long time ago
tezer özlü
ve onu çizmek istediğimde aklıma malesef cümleler geliyor.böyle havada duran bişey gibi işte..
time has gone by
someday you come
someday you'll die
someone has died
long time ago
tezer özlü
ve onu çizmek istediğimde aklıma malesef cümleler geliyor.böyle havada duran bişey gibi işte..
22 Haziran 2009 Pazartesi
leyleğin ömrü iki laklak değerler oldu tepetaklak
aynı yerde aynı kırmızı saçlarıyla behiyeyi tekrar görmek bu olsa gerek. tekrar hoşgeldin,artık korkmuyorum.
23 Nisan 2009 Perşembe
canciğerkuzusarmasıgiller
kimlerdir?
-yola beraber çıkanlar, aynı dağı aşanlar.yada hayalini kuranlar.
-film izlerken ağlayabilenler.bazen uyuyakalanlar.patlamış mısır yiyenler.
-çekyatta uyutmayanlar.
-akla şarkı getirenler.aynı şarkıyı söyleyenler.
-hadi gel artık denilenler.
-birbirine bakıp bakıp gülenler.
şimdilik bunlar geldi aklıma.öneriniz varsa yoruma yazın.en sevdiklerimse,çekyatta uyutmayanlar elbette.
-yola beraber çıkanlar, aynı dağı aşanlar.yada hayalini kuranlar.
-film izlerken ağlayabilenler.bazen uyuyakalanlar.patlamış mısır yiyenler.
-çekyatta uyutmayanlar.
-akla şarkı getirenler.aynı şarkıyı söyleyenler.
-hadi gel artık denilenler.
-birbirine bakıp bakıp gülenler.
şimdilik bunlar geldi aklıma.öneriniz varsa yoruma yazın.en sevdiklerimse,çekyatta uyutmayanlar elbette.
16 Şubat 2009 Pazartesi
üçüncü şarkı
siz de benim gibi,
günleri sevgiyle isteyerek
değil de, takvimden yaprak koparır gibi gerçek
bir sıkıntı ve nefretle yaşadınızsa, ankara güneşi sizin de
uyuşturmuşsa beyninizi, atanın izinde
gitmekten başka bir kavramı olmayan
cumhuriyet çocuğu olarak yayan,
pis pis gezdinizse(o sıralarda adı opera meydanı olan)
hergele meydanında, bu sarı ve tozlu alan
iğrendirmediyse sizi,
bir taşra çocuğu sıfatıyla özlemeyi biliyorsanız denizi,
kaybettiniz(benim gibi).
oysa,
aynı hergele meydanında,
gölgede onbeş, güneşte yedibuçuğa tıraş eden
berberleri görmeden
yalnız renkli yanını yaşadınızsa hayatın
ver hergele ve beygir olduğunu duymadınızsa atın,
sakalı uzamış seyyar satıcılara kese kağıdı satmadınızsa,
içinde süt ve salebin olmadığı 'dondurma
kaymak'tan tatmadınızsa
(aynı hergele meydanında)
kazandınız.(kimse yoktu -çirkinlikten başka-
selim'in yanında)
en bayağı ve en müstehcen
(fakat fiyatı ehven)
romanları kiralamak için gecesi beş kuruşa,
samanpazarına çıkan yokuşa
değil de sağa sapın. etilerin at oynamış olduğu
ankarada
hamalların gittiği sümer sinemasıyla aynı sırada,
pardayan, pitigrilli ve fantoma
ve hayber kalesi ve tahir ile zühre bir arada
yığılmış bir tezgahın üstüne.'geceleri okumayınız.'
orhan çakıroğlunun maceralarını.
Selim Işık, dünü bugünü yarını
işte bu ortam içinde öldürdü.
eksiklik duygusunun acısıyla güldürdü.
ucuz düşüncelerindeki ucuz düzen, ucuz romanların
ucuz yaşantısı
ucuz huysuzlukların ucuz saplantısı
ucuz ucuz ucuz ucuzdu.
dalgın, sinirli, suskun huysuzdu.
tutunamayanlar-oğuz atay.
günleri sevgiyle isteyerek
değil de, takvimden yaprak koparır gibi gerçek
bir sıkıntı ve nefretle yaşadınızsa, ankara güneşi sizin de
uyuşturmuşsa beyninizi, atanın izinde
gitmekten başka bir kavramı olmayan
cumhuriyet çocuğu olarak yayan,
pis pis gezdinizse(o sıralarda adı opera meydanı olan)
hergele meydanında, bu sarı ve tozlu alan
iğrendirmediyse sizi,
bir taşra çocuğu sıfatıyla özlemeyi biliyorsanız denizi,
kaybettiniz(benim gibi).
oysa,
aynı hergele meydanında,
gölgede onbeş, güneşte yedibuçuğa tıraş eden
berberleri görmeden
yalnız renkli yanını yaşadınızsa hayatın
ver hergele ve beygir olduğunu duymadınızsa atın,
sakalı uzamış seyyar satıcılara kese kağıdı satmadınızsa,
içinde süt ve salebin olmadığı 'dondurma
kaymak'tan tatmadınızsa
(aynı hergele meydanında)
kazandınız.(kimse yoktu -çirkinlikten başka-
selim'in yanında)
en bayağı ve en müstehcen
(fakat fiyatı ehven)
romanları kiralamak için gecesi beş kuruşa,
samanpazarına çıkan yokuşa
değil de sağa sapın. etilerin at oynamış olduğu
ankarada
hamalların gittiği sümer sinemasıyla aynı sırada,
pardayan, pitigrilli ve fantoma
ve hayber kalesi ve tahir ile zühre bir arada
yığılmış bir tezgahın üstüne.'geceleri okumayınız.'
orhan çakıroğlunun maceralarını.
Selim Işık, dünü bugünü yarını
işte bu ortam içinde öldürdü.
eksiklik duygusunun acısıyla güldürdü.
ucuz düşüncelerindeki ucuz düzen, ucuz romanların
ucuz yaşantısı
ucuz huysuzlukların ucuz saplantısı
ucuz ucuz ucuz ucuzdu.
dalgın, sinirli, suskun huysuzdu.
tutunamayanlar-oğuz atay.
31 Ocak 2009 Cumartesi
kadın dediğin..

bu kadın böyle,kaşlarını neden kaldırıyor,sığamıyor,ne bileyim çok fena sesi,şarkısı,kendisi,hikayesi,bu kadar içerden vurabilceğini düşünmezdim.ne bileyim ya, şaştım kaldım amaan. bu kadınlar,bu yangın yerlerinde bile,bu kadar sevmeyi nasıl beceriyor?
sev' diyor piaf. ne kadar titriyor. ne kadar güçlü ve kırılgan.
ben gece gece,buracıkta çok seviverdim.
je ne regrette rien.
28 Ocak 2009 Çarşamba
15 Ocak 2009 Perşembe
kamu oyu yada kamu blogu bununla ne kadar ilgilenir, ne derece etkilenir bilmiyorum fakat, size bir şey itiraf edeceğim canlar.
bir şeyler yapmak istedim,bir şeyler söylerim dedim ama söylemiyorum,yapmıyorum,üstüne üstlük, sanırım beynimi kullanmayı unuttum!belki bu kadar sıkılmamın, bu kadar mutlu olmamın, bu kadar mutsuz olmamın yada kısacası yada çok fazlası, olmamamın tek nedeni bu olsa gerek.
kullanılmayan beyin elbette kendini fesheder. sadece duygularını dinleyen bünye nereye kadar sağlam ve sağlıklı kalabilir?
işte bu soruyla yüzleşmekteyim.ve çok pis bişey fark ettim insanlık adına, evet, insan beyinsiz de yaşayabiliyor, saçma sapan sorular, saçma anlamamalar bana zevk vermeye başladı, kendimle eğleniyorum. belki şu aralar dahilerle pek bi içli dışlı olduğumdan da böyle hissediyor olabilirim. çünkü woody allen harika filmler çekiyor ve tutunamayanları da okumaya kıyamayacak kadar içten meseleye dönüştürmeyi başardım.
belki de benim beynimi de onlar kullanıyordur, yada onlar çok kullanmış diye ben ihtiyaç duymuyorum, ne dersiniz ha?
hamiş:artık öykü de yazamıyorum. ama bazen yazasım geliyor işte.
bir şeyler yapmak istedim,bir şeyler söylerim dedim ama söylemiyorum,yapmıyorum,üstüne üstlük, sanırım beynimi kullanmayı unuttum!belki bu kadar sıkılmamın, bu kadar mutlu olmamın, bu kadar mutsuz olmamın yada kısacası yada çok fazlası, olmamamın tek nedeni bu olsa gerek.
kullanılmayan beyin elbette kendini fesheder. sadece duygularını dinleyen bünye nereye kadar sağlam ve sağlıklı kalabilir?
işte bu soruyla yüzleşmekteyim.ve çok pis bişey fark ettim insanlık adına, evet, insan beyinsiz de yaşayabiliyor, saçma sapan sorular, saçma anlamamalar bana zevk vermeye başladı, kendimle eğleniyorum. belki şu aralar dahilerle pek bi içli dışlı olduğumdan da böyle hissediyor olabilirim. çünkü woody allen harika filmler çekiyor ve tutunamayanları da okumaya kıyamayacak kadar içten meseleye dönüştürmeyi başardım.
belki de benim beynimi de onlar kullanıyordur, yada onlar çok kullanmış diye ben ihtiyaç duymuyorum, ne dersiniz ha?
hamiş:artık öykü de yazamıyorum. ama bazen yazasım geliyor işte.
20 Aralık 2008 Cumartesi
14 Aralık 2008 Pazar
10 Kasım 2008 Pazartesi
efsun kadını.
İşte öyle, düşle gerçek arasında hayal meyal bir hikaye. Hayal meyal dediğime bakma, gülerken sarsılmak kadar içten bi mesele. Topuk sesleriyle yanımda yürüyor, kalabalık inlemesi içindeyiz. Midem de yüreğim gibi kabarıyor, mekanlara sığamaz, insanlara duramaz oluyorum. Öyle bir his ki, dokunsam patlayacağım, dokunmuyorum, kalıyorum öyle. Bazen kendimi onun bi kaç sene önceki hali gibi hissediyorum, yani onun öyle hissettiğini sanıyorum, öyle olmadığını bile bile. Mavi çorapları cüretkar. En çok gülüşü dokunuyor bana. Gülerken koltuğu, sandalyesi sallanıyor. Hiç böyle gülen birine rastlamamıştım diyorum her seferinde. Ağlarken nasıl acaba?
İşte öyle. ‘sanki herkes beni bekliyor, her yer beni bekliyor gibi’ dedi. Bunu sarsılır gibi içten söyledi. Ve ben anladım gerçekliğini. Zaten öyle, gibisi fazla, bak bana, demek istedim, ama diyemedim. Sadece ‘biz burda rüzgar gülüyüz’ diye eşlik ettim şarkıya. Lakin lafının nasıl kafama ‘lönk’ sesiyle vurduğunu görmedi. Bazı anları, kafama vuruyor, farkında değil.
Hiç görülmemiş şeyler, hiç duyulmamış isimler bulmak gibi heyecan verici, mutlu edici. Nasıl da tam ediyor içi, dışı..
Her yağmurda ıpıslak olucaz.
Her karda bembeyaz.
O yağmurda umarsızca şarkı söyleyecek.
Ben karda fütursuzca dans.
…
Bilge
10.11.08
İşte öyle. ‘sanki herkes beni bekliyor, her yer beni bekliyor gibi’ dedi. Bunu sarsılır gibi içten söyledi. Ve ben anladım gerçekliğini. Zaten öyle, gibisi fazla, bak bana, demek istedim, ama diyemedim. Sadece ‘biz burda rüzgar gülüyüz’ diye eşlik ettim şarkıya. Lakin lafının nasıl kafama ‘lönk’ sesiyle vurduğunu görmedi. Bazı anları, kafama vuruyor, farkında değil.
Hiç görülmemiş şeyler, hiç duyulmamış isimler bulmak gibi heyecan verici, mutlu edici. Nasıl da tam ediyor içi, dışı..
Her yağmurda ıpıslak olucaz.
Her karda bembeyaz.
O yağmurda umarsızca şarkı söyleyecek.
Ben karda fütursuzca dans.
…
Bilge
10.11.08
12 Eylül 2008 Cuma
derman
O sabah evden çıkarken, kapısını açık bırakmayı unutmadı. Adının ne kadar garip duyulduğunun farkında değildi, aslında Selfinaz diye bir isim olmadığının kimse farkında değildi. Safinaz ile Selvinaz arası bir birleşimdi belki sadece, söylenişi değiştirmek adına.. Belki asıl adını unutmamak için seçmişti bu garip adı. Şehir onun adını bilmesin,ve değiştiremesin diye.
Memleketi gözlerinde, evi sırtında yaşardı Selfinaz. Her sabah komşuların evinin önünden geçerken, nasıl da özenirdi bütün gün evde iş görecek olan kadınlara.. Nari, önceki geceden bitirmişti temizliğini, yapacağı bir tığ işi kalmıştı. Munise evinin önünü süpürecek,sonrası kahvaltı keyfi, Nurten ise gene çocuklarına yaptıracaktı tüm işini.. Halbuki o her sabah, dağlarının kahverengisine hiç değmeyen gri yokuşlarda yorulurdu. Bazen ferinin gittiğini hissederdi gözlerinin,öylece çalışmaya dalmışken. Sonra çocukları gelir aklına, iyiden iyi olurdu Selfinaz..Bu şehre söyleyeceği iki çift lafının olduğunu sezerdi..
Ben, uzaktan izlerdim evlerini. Bazen yolda rastlardım Selfinaz’a. O beni çok sever, her gördüğünde sımsıkı sarılırdı. Bazen otururdum yanına, o bana türküler,ağıtlar getirirdi kendi dilinde, sessizce, anlamadan dinlerdim. O anki hislerimi, bir daha hiç bulamadım, aynı türküleri, yıllar sonra bulmuş olsam bile. Selfinaz’ın yüreği gibi değildi hiçbi ses..
Her şehrin bir sözü olmalı insana verdiği. Benim gecekondularımı yıkan bu şehrin sözü, gene yıkık enkazların altından çıkmalıdır. Çocukluğumu sakladığım, terimi sildiğim taşların içindeki suretlerdir bu şehrin sözü. O suretlerden bir belirgin olanı Selfinaz’ın..O’nun sözü ise, iki çocuğunun adıdır..çocuk aklımla,neden konulmuş olduğunu hiç anlamadığım adlar..
‘Arzu, Barış..’
Şimdi, Selfinaz nerededir, bulmuş mudur köyünü yeniden, çocuklarına hangi masalları anlatmıştır, bilmiyorum. Evlerinin üzerine çoktan yeni büyük bir bina yapıldı. Tamamen taştan. İçi modern. İçi Selfinaz’ı görmeyen yeni bir ev. Bense kirazları ve ağıtları her gördüğümde onu düşünürüm. Sonra derman ararım insanlarıma, kadınlarıma, çocuklarıma.
Fakat şu söz de içimi yakmaz değil..
‘derman yok!..’
Bilge Doğansoy
Memleketi gözlerinde, evi sırtında yaşardı Selfinaz. Her sabah komşuların evinin önünden geçerken, nasıl da özenirdi bütün gün evde iş görecek olan kadınlara.. Nari, önceki geceden bitirmişti temizliğini, yapacağı bir tığ işi kalmıştı. Munise evinin önünü süpürecek,sonrası kahvaltı keyfi, Nurten ise gene çocuklarına yaptıracaktı tüm işini.. Halbuki o her sabah, dağlarının kahverengisine hiç değmeyen gri yokuşlarda yorulurdu. Bazen ferinin gittiğini hissederdi gözlerinin,öylece çalışmaya dalmışken. Sonra çocukları gelir aklına, iyiden iyi olurdu Selfinaz..Bu şehre söyleyeceği iki çift lafının olduğunu sezerdi..
Ben, uzaktan izlerdim evlerini. Bazen yolda rastlardım Selfinaz’a. O beni çok sever, her gördüğünde sımsıkı sarılırdı. Bazen otururdum yanına, o bana türküler,ağıtlar getirirdi kendi dilinde, sessizce, anlamadan dinlerdim. O anki hislerimi, bir daha hiç bulamadım, aynı türküleri, yıllar sonra bulmuş olsam bile. Selfinaz’ın yüreği gibi değildi hiçbi ses..
Her şehrin bir sözü olmalı insana verdiği. Benim gecekondularımı yıkan bu şehrin sözü, gene yıkık enkazların altından çıkmalıdır. Çocukluğumu sakladığım, terimi sildiğim taşların içindeki suretlerdir bu şehrin sözü. O suretlerden bir belirgin olanı Selfinaz’ın..O’nun sözü ise, iki çocuğunun adıdır..çocuk aklımla,neden konulmuş olduğunu hiç anlamadığım adlar..
‘Arzu, Barış..’
Şimdi, Selfinaz nerededir, bulmuş mudur köyünü yeniden, çocuklarına hangi masalları anlatmıştır, bilmiyorum. Evlerinin üzerine çoktan yeni büyük bir bina yapıldı. Tamamen taştan. İçi modern. İçi Selfinaz’ı görmeyen yeni bir ev. Bense kirazları ve ağıtları her gördüğümde onu düşünürüm. Sonra derman ararım insanlarıma, kadınlarıma, çocuklarıma.
Fakat şu söz de içimi yakmaz değil..
‘derman yok!..’
Bilge Doğansoy
08 Eylül 2008 Pazartesi
acıyı bal eyledik
bak şu bebelerin güzelliğine
kaşı destan
gözü destan
elleri kan içinde
kör olasın demiyorum
kör olma da gör beni
damda birlikte yatmışız
öküzü hoşça tutmuşuz
koyun değil şu dağlarda
san kendimizi gütmüşüz
hor baktık mı karıncaya
kırdık mı kanadını serçenin
vurduk mu karacanın yavrusunu
ya nasıl kıyarız insana
sen olmasan öldürmek ne
çürümek ne zindanlarda
özlem ne ayrılık ne
yokluk ne yoksulluk ne
ilenmek ne dilenmek ne
işsiz güçsüz dolanmak ne
gün gün ile barışmalı
kardeş kardeş duruşmalı
koklaşmalı söyleşmeli
korka korka yaşamak ne
kahrolasın demiyorum
kahrolma da gör beni
kanadık toprak olduk
çekildik bayrak olduk
döküldük yaprak olduk
geldik bugüne
ekmeği bol eyledik
acıyı bal eyledik
sıratı yol eyledik
geldik bugüne
ekilir ekin geliriz
ezilir un geliriz
bir gider bin geliriz
beni vurmak kurtuluş mu
kör olasın demiyorum
kör olma da gör beni
Hasan Hüseyin
kaşı destan
gözü destan
elleri kan içinde
kör olasın demiyorum
kör olma da gör beni
damda birlikte yatmışız
öküzü hoşça tutmuşuz
koyun değil şu dağlarda
san kendimizi gütmüşüz
hor baktık mı karıncaya
kırdık mı kanadını serçenin
vurduk mu karacanın yavrusunu
ya nasıl kıyarız insana
sen olmasan öldürmek ne
çürümek ne zindanlarda
özlem ne ayrılık ne
yokluk ne yoksulluk ne
ilenmek ne dilenmek ne
işsiz güçsüz dolanmak ne
gün gün ile barışmalı
kardeş kardeş duruşmalı
koklaşmalı söyleşmeli
korka korka yaşamak ne
kahrolasın demiyorum
kahrolma da gör beni
kanadık toprak olduk
çekildik bayrak olduk
döküldük yaprak olduk
geldik bugüne
ekmeği bol eyledik
acıyı bal eyledik
sıratı yol eyledik
geldik bugüne
ekilir ekin geliriz
ezilir un geliriz
bir gider bin geliriz
beni vurmak kurtuluş mu
kör olasın demiyorum
kör olma da gör beni
Hasan Hüseyin
27 Ağustos 2008 Çarşamba
o, zamanın içinde olmayan biri. o, tüm zamanları ötelemiş, kendi zamanını yaratmış biri, bunu başarabilmiş biri..
dağların ince çiçekleri olur ya hani, kıpkırmızı olurlar, dokunsan kırılırlar, fakat yaprakları son derece güçlüdür. bizim orda,'gelin çiçeği' derler böyle çiçeklere. yeni gelinler gibi güçlü, fakat kırılgan oldukları için..işte o, böyle biri.
tüm gülünçlüklerine katıla katıla gülebilen biri, tüm mutsuzluğunu suskunluğu ile yaşayan.kırılgan olduğu kadar da kıran biri aslında.
gözlerimi açtım denizin bana ninni söylediği kıyıda.etrafım insanlarla dolu.hepsi birşeyler fısıldar kulağıma,en çok duyduğum cümle:artık evin burası!.anlayamadım,gülemedim ağlayamadım.uyumaya devam edeyim,kabustur dedim,uyudum.fısıltılar aynı,insanlar da.anlatın,ne oldu, dedim.sürgün ettiler seni dediler.artık adın sürgün..
sordum:niye?.dediler,yüzün,yüzün onlara yabancı geldi,istemediler diyarlarında.hem haklıdırlar,sen,denizlere yakışırsın..
sordum:sizler kimsiniz?.dediler,biz senin eski dostlarınız..bu kasabada bekledik seni.burası senin doğduğun kasaba,apar topar şehre götürüldüğün,bir daha gelmediğin kasaba..biz seni yıllar önce,bir daha buluşmak üzere yolladık.geldin işte,biliyorduk geleceğini..doğruldum,baktım,tertemiz yüzler,yürekler,tertemiz.hepsini öptüm,kokladım.dedim:siz,çocukluğum gibi kokuyorsunuz,evet..ellerimi ovalamaya başladılar.ayaklarımı.
dediler:sen çok kötü gördün şehirde,biz seni iyi edeceğiz,gel bize hediye ettiğin misketleri bulalım..kalktım yerimden.sokaklara daldım,düş kokulu çocuk sokaklara.çiçeklerin içinden çıkıyordu misketlerim,köklerine saklamışım,buluyorum teker teker.yastığımın altına koyduğum dişimi buldum,misketlerimi,annemden çaldığım ruju,kalemlerimi..
dediler:inanma,kötü değil insanlar.
dediler:inanma kırmaz en yakın dostlar birbirini,anlar aksine.
dediler:inanma,var seni de bekleyen biri,
dediler tekrar:inanma,kırmaz canlar birbirini..
hepsinin suratına baktım teker teker.suretleri çiçek kokuyordu.öyle sevdim onları,öyle emin sevdim bir an,öyle güzel,öyle can sevdim.ellerini okşadım hepsinin,kelebekler peyda oluverdi..
işte o,bu rüyayı gören biri.o,bunun anca rüya olabileceğini düşünen biri.o,umudunu yitirmiş bir bilge aslında..
06 Temmuz 2008 Pazar
kendime,olduklarıma,olacaklarıma haylice uzaktayım, ve aslında kendimin oldukça içimde.
vardığım yer bi sahil kasabası olmasa da, içinde hayli hayli yorgunluklar ve taşkınlıklardan eser olsa da, unutmanın(unutulmanın dabelki) zevki yaşadığım.
ama iyiyim, hiç olmadığım kadar da durgun, rengarenk boncuklar ve bir candost'la, sakin ve huzurluyum.yeni yeni rüyalar,uykular, yıldızlar, muhabbet,ve çiçekler içinde..
ellerimi keşfediyorum, içimi, yapmak istediklerimi, yapacaklarımı, ve belki öylece durmayı öğreniyorum.
her yere, hiç gitmemişim kadar uzağım.bilerek değil,isteyerek değil,öyle olduğu kadar..
dön dön dön..
içinin en içine dön...
vardığım yer bi sahil kasabası olmasa da, içinde hayli hayli yorgunluklar ve taşkınlıklardan eser olsa da, unutmanın(unutulmanın dabelki) zevki yaşadığım.
ama iyiyim, hiç olmadığım kadar da durgun, rengarenk boncuklar ve bir candost'la, sakin ve huzurluyum.yeni yeni rüyalar,uykular, yıldızlar, muhabbet,ve çiçekler içinde..
ellerimi keşfediyorum, içimi, yapmak istediklerimi, yapacaklarımı, ve belki öylece durmayı öğreniyorum.
her yere, hiç gitmemişim kadar uzağım.bilerek değil,isteyerek değil,öyle olduğu kadar..
dön dön dön..
içinin en içine dön...
28 Haziran 2008 Cumartesi
eve döndüm. bilgisayarımı açtım. balıklı otumumdan eski,çok eski müziklerime girdim..
amelie'deki adam gibi, eski hantal kutumdan sakladığım eskilerimi bulmak gibi idi. ve bir şarkı tınlamaya başladı pembe odamda..
bu, içimdeki onlarca kahramandan en çok hikaye bileni olan amie'nin şarkısıydı. daha doğrusu, amie, bir şarkıydı, ve ben onu kahramanım yaptım. her zaman yaptığım gibi..
diyordu ki şarkıda 'amie, duvarıma otur, ve bana o'nun hikayesini anlat..' düşlerimde ne gönül avutucu hikayeler dinlemiştim ben amie'den geçmişimde, ve ne kadar kolay unutmuştum onu..bi an utandım kendimden, ve binlerce kez özür diledim ondan.. ne diyordu o 'ben bir efsane değilim, sen de bir aziz değilsin..'bunu tekrar tekrar nüksettirdim odada ve kendimi de affettim sonra..
amie bana, hikayeler toplamak için benim düşlerimden ayrılması gerektiğini söyledi. bir sürü bulmuş, getirmiş, düşlerime yerleştirmiş. şimdi ben her gece, yepyeni bir öyküye koyuyorum yastığımı, gene gönül avutan öyküye, her keresinde ürpertilerimi yok etmişlliğine yakalanıyorum..
hiç bişey, her zamanki gibi değişmemiş. ve gene aynı yitikliklerde buluyorum amie'yi. gene oturuyor duvara ve başlıyor hikayelerine..
hiç bişey değişmediği için, aynı heyecanla dinliyorum onu, gözlerim bir an olsun ayrılamıyor üzerinden...
nothing unusual nothing strange
close to nothing at all
the same old scenario
the same old rain
and there's no explosions here
then something unusual
something strange
comes from nothing at all
i saw a spaceship
fly by your window
did you see it disappear?
amie come sit on my wall
and read me the story of o
tell it like you still believe
that the end of the century
brings a change for you and me
nothing unusual nothing's changed
just a little older that's all
you know when you've found it
there's something i've learned
'cause you feel it
when they take it away
hey hey
then something unusual
something strange
comes from nothing at all
but i'm not a miracle
and you're not a saint
just another soldier
on a road to nowhere
amie come sit on my wall
and read me the story of o
tell it like you still believe
that the end of the century
brings a change
for you and me
....
işte biz böyle, hala inanan ve umut ile bekleyen, hikayeler kovalayan, yeni yüzyıl çocuklarıyız..
köylerimiz uzak, köy masallarımızı, küçücük beton evlerimize sığdırmaya çalışıyoruz..
amie, lütfen, bir daha unutmayayım seni..
'sağ ol damien.'
amelie'deki adam gibi, eski hantal kutumdan sakladığım eskilerimi bulmak gibi idi. ve bir şarkı tınlamaya başladı pembe odamda..
bu, içimdeki onlarca kahramandan en çok hikaye bileni olan amie'nin şarkısıydı. daha doğrusu, amie, bir şarkıydı, ve ben onu kahramanım yaptım. her zaman yaptığım gibi..
diyordu ki şarkıda 'amie, duvarıma otur, ve bana o'nun hikayesini anlat..' düşlerimde ne gönül avutucu hikayeler dinlemiştim ben amie'den geçmişimde, ve ne kadar kolay unutmuştum onu..bi an utandım kendimden, ve binlerce kez özür diledim ondan.. ne diyordu o 'ben bir efsane değilim, sen de bir aziz değilsin..'bunu tekrar tekrar nüksettirdim odada ve kendimi de affettim sonra..
amie bana, hikayeler toplamak için benim düşlerimden ayrılması gerektiğini söyledi. bir sürü bulmuş, getirmiş, düşlerime yerleştirmiş. şimdi ben her gece, yepyeni bir öyküye koyuyorum yastığımı, gene gönül avutan öyküye, her keresinde ürpertilerimi yok etmişlliğine yakalanıyorum..
hiç bişey, her zamanki gibi değişmemiş. ve gene aynı yitikliklerde buluyorum amie'yi. gene oturuyor duvara ve başlıyor hikayelerine..
hiç bişey değişmediği için, aynı heyecanla dinliyorum onu, gözlerim bir an olsun ayrılamıyor üzerinden...
nothing unusual nothing strange
close to nothing at all
the same old scenario
the same old rain
and there's no explosions here
then something unusual
something strange
comes from nothing at all
i saw a spaceship
fly by your window
did you see it disappear?
amie come sit on my wall
and read me the story of o
tell it like you still believe
that the end of the century
brings a change for you and me
nothing unusual nothing's changed
just a little older that's all
you know when you've found it
there's something i've learned
'cause you feel it
when they take it away
hey hey
then something unusual
something strange
comes from nothing at all
but i'm not a miracle
and you're not a saint
just another soldier
on a road to nowhere
amie come sit on my wall
and read me the story of o
tell it like you still believe
that the end of the century
brings a change
for you and me
....
işte biz böyle, hala inanan ve umut ile bekleyen, hikayeler kovalayan, yeni yüzyıl çocuklarıyız..
köylerimiz uzak, köy masallarımızı, küçücük beton evlerimize sığdırmaya çalışıyoruz..
amie, lütfen, bir daha unutmayayım seni..
'sağ ol damien.'
21 Mayıs 2008 Çarşamba
içimde bir çok soru var şimdi. bir değil, bin değil, bir sürü husus. artık yoruldum, tutundum, uçtum derken, tekrar takıldım sorulara. üstelik çok zor cevapları.
keşke herşeyin buluttan beyaz ve açık olduğu diyarlar bulsam. bulduğumda kaybetmesem, bulduğumda hiç yitirmesem.
hiç bi gülüşüm gülden ağır olmasa artık. yorulmasam yollara bakmaktan, ve düşünmesem geleceği, geçmişi, içimi.
içimi bir yerlerde yitirsem ve ellerimi kumda kaybetsem. yoruldum ben, yoruldum en yakınımdakine bile tamamen açamamaktan kendimi. konuşamamaktan, konuştuğumda hiç bişeyi anlatamamaktan, ve susmaktan.
susmaktan, yoruldum.
susmaktan, beklemekten, koşmaktan, durmaktan, ellerimden, gözlerimden, gördüklerimden, göremediklerimden, her şeyden.
kadim yorgunluk.
kadim his.
kadim günler, ayni günler, ayna günler, kör gözler.
'bırakın beni, öleyim.'
keşke herşeyin buluttan beyaz ve açık olduğu diyarlar bulsam. bulduğumda kaybetmesem, bulduğumda hiç yitirmesem.
hiç bi gülüşüm gülden ağır olmasa artık. yorulmasam yollara bakmaktan, ve düşünmesem geleceği, geçmişi, içimi.
içimi bir yerlerde yitirsem ve ellerimi kumda kaybetsem. yoruldum ben, yoruldum en yakınımdakine bile tamamen açamamaktan kendimi. konuşamamaktan, konuştuğumda hiç bişeyi anlatamamaktan, ve susmaktan.
susmaktan, yoruldum.
susmaktan, beklemekten, koşmaktan, durmaktan, ellerimden, gözlerimden, gördüklerimden, göremediklerimden, her şeyden.
kadim yorgunluk.
kadim his.
kadim günler, ayni günler, ayna günler, kör gözler.
'bırakın beni, öleyim.'
10 Mayıs 2008 Cumartesi
el üstünde.
09 Mayıs 2008 Cuma
giz(üstü yıldız)'e bir demet teşekkür.
çiçek kokusuna karışmış bir sürü kokuyla döndüğüm üstü yeşilli topraklarda yaşadığım neşe için.
bir koca tarla dolusu güzel çocukla ebelemece oynamama vesile olduğu için.
ulan. yıllar oldu ben öyle öldüresiye gıdıklanmadım.
a be kız. çok yaşayasın e mi.
mutlu mutlu.
göbecikleri ata ata.
çak hoşçakalasın breee...
bir koca tarla dolusu güzel çocukla ebelemece oynamama vesile olduğu için.
ulan. yıllar oldu ben öyle öldüresiye gıdıklanmadım.
a be kız. çok yaşayasın e mi.
mutlu mutlu.
göbecikleri ata ata.
çak hoşçakalasın breee...
06 Mayıs 2008 Salı
Kelepir zamanların birinde, gece henüz sehere varmamışken, impararatorlukların en yeşil olanının en mavi şehrinde ince ince sokaklar. Sokaklarda sukûnet, perdeler kapalı. Bir adem peyda oluyor aniden geniş kapılı evin önünde. Adını Yusuf üflemişler vaktiyle, yüreğinde yangından kayboluşlar. Çocuk dinginliklerinin, yorgunluklarının ve heyecanlarının nefeslerini arıyor. Karmakarışık olmuş, bulanmış içi.
Dudaklarına bir dua takıp açıyor kapıyı ince, paslanmış, kırgın anahtarı ile. İçerisi loş, renkler toz olup uçmuş havaya yıllarca güneş görmemekten. Öylece bakakalıyor evine Yusuf, inceleyekoyuluyor. Dedesinin duvardaki taoblosu çarpıyor gözüne. Burnuna her daim ceplerine tıkıştırılan limonlu şekerlerin kokusu doluyor. Çömeliyor öylece ve aradığının nerede olduğunu hatırlamaya çalışıyor. Bir an önce çıkmalı bu evden, daha fazla kalmamalı.
Kitapların durduğu odaya gidiyor. Bir çekmeceyi açıyor ve buluyor.tahta, eski bir kutu bu, kilidi hiç zorlanmamış. Boynundaki anahtarı çıkarıyor ve açıyor kilidi, işte, nefesleri orada. Bunlar, ferah zamanların müjdecisi olan nefesler. Dedesinin ona küçükken, büyük bir ciddiyetle :’nefeslerini saç tellerine sar, sakla. Yüreciğin darlandığında yeniden solursun onları.’ Dediğini hatırlıyor. Nefeslerini sakladığı günler, annesinin saçlarını topladığı günler gözünün önünde.
O, başını alıp gittiğinde uzak diyarlara, kutusunu unutmuş bu evde. Döndüğünde ise kimse kalmamış ailesinden, fikrinden ise nefes kutusu silinip gitmiş. İstanbul şehrinde kalmaya karar kılmış ve tutunabildiği her dala konmuş, kırılacağı günü bekleyerek, fakat korkmadan. Galata sokakları, eminönü çarşıları, kayıklar evi olmuş. Gördüğü yerleri, insanları hikaye etmiş. Hikayeciliği ile geçinmiş. Lakin günlerden bir gün, nefes alamadığı olunca, işte bu evin önünde bulmuş kendini.
Bundan gayrı geçmişe yok hacet.
Yusuf adem, nefeslerini tek tek soluyor. Yüreciği çırpınmaya başlıyor yeniden, heyecanlanmaya.
Kutusu ellerinde, yollara düşüyor. Düştüğü yollarda yaşıyor..
Bilge
Mayıs-istanbul
Dudaklarına bir dua takıp açıyor kapıyı ince, paslanmış, kırgın anahtarı ile. İçerisi loş, renkler toz olup uçmuş havaya yıllarca güneş görmemekten. Öylece bakakalıyor evine Yusuf, inceleyekoyuluyor. Dedesinin duvardaki taoblosu çarpıyor gözüne. Burnuna her daim ceplerine tıkıştırılan limonlu şekerlerin kokusu doluyor. Çömeliyor öylece ve aradığının nerede olduğunu hatırlamaya çalışıyor. Bir an önce çıkmalı bu evden, daha fazla kalmamalı.
Kitapların durduğu odaya gidiyor. Bir çekmeceyi açıyor ve buluyor.tahta, eski bir kutu bu, kilidi hiç zorlanmamış. Boynundaki anahtarı çıkarıyor ve açıyor kilidi, işte, nefesleri orada. Bunlar, ferah zamanların müjdecisi olan nefesler. Dedesinin ona küçükken, büyük bir ciddiyetle :’nefeslerini saç tellerine sar, sakla. Yüreciğin darlandığında yeniden solursun onları.’ Dediğini hatırlıyor. Nefeslerini sakladığı günler, annesinin saçlarını topladığı günler gözünün önünde.
O, başını alıp gittiğinde uzak diyarlara, kutusunu unutmuş bu evde. Döndüğünde ise kimse kalmamış ailesinden, fikrinden ise nefes kutusu silinip gitmiş. İstanbul şehrinde kalmaya karar kılmış ve tutunabildiği her dala konmuş, kırılacağı günü bekleyerek, fakat korkmadan. Galata sokakları, eminönü çarşıları, kayıklar evi olmuş. Gördüğü yerleri, insanları hikaye etmiş. Hikayeciliği ile geçinmiş. Lakin günlerden bir gün, nefes alamadığı olunca, işte bu evin önünde bulmuş kendini.
Bundan gayrı geçmişe yok hacet.
Yusuf adem, nefeslerini tek tek soluyor. Yüreciği çırpınmaya başlıyor yeniden, heyecanlanmaya.
Kutusu ellerinde, yollara düşüyor. Düştüğü yollarda yaşıyor..
Bilge
Mayıs-istanbul
21 Nisan 2008 Pazartesi

'Biliyor musun?Bazen korkuyorum kendi cesaretimden.'
Bazen arınmamız gerektiğini hisseder ve kelimeleri uykulara boğmak isteriz.Ve inadına,rüyalarımıza uçan kelimeler girer.
Bazen arınmamız gerektiğini hisseder ve müziği açarız. Canımız çok yanmasın diye de sesini kısar, gene kendimizi kandırırız.
Bazen arınmamız gerektiğini hisseder ve yolculuk yaparız. Yolculuk yaparız ve camdan dışarı bakarız. Zamanı gelene kadar yolcuyuzdur. Gittiğimizde, gezginliğe soyunuruz.
Bazen arınmamız gerektiğini hisseder ve dostlarımıza birşeyler bağırırız. Bu onların kalbini kırar ve sonrasında dudaklarımız saçma cümleler ile çınlar.
Bazen yazmamız gerekir. Olmayacak ve alakasız yerlerde. Hatta pis yerlerde. Bazense doğru ve temiz yerlerde, bir gıdım kelime yoktur ellerimizi doyuran.
Bazen, kusarız. Hem de nasıl kusarız. öyle bi kusarız ki koltuklara mıhlanırız. dayanamayana kadar kalkamayız yerimizden ve sonra masa teker teker terk edilir.
Bir dağın başındayım. Aşağıda eksilmeyen araba sesi. Araba sesinin olmadığı bir yere gidiyorum. Kendimi tarif ederken 'insanodunum ben' tarifini kullanıyorum. Küsmüş,barışmamış, çiçek bile açmamış bir insanodun.
vazgeçtim.
vız gelmiyor.
(sonrası,bir derin nefes.18.04.08)
30 Mart 2008 Pazar
bir kelime-yürütücü'ye ihtiyacım var.
cümlelerimin devrikliğinden kurtulmak için.yürümeyi hiç öğrenemedim ben.ayakkabılarım hep yamuldu.bari onlar öğrenseler,düz yolda,düşmeden yürümeyi?
gönüllü arıyorum,yok mu arttıran?
cümlelerimin devrikliğinden kurtulmak için.yürümeyi hiç öğrenemedim ben.ayakkabılarım hep yamuldu.bari onlar öğrenseler,düz yolda,düşmeden yürümeyi?
gönüllü arıyorum,yok mu arttıran?
29 Mart 2008 Cumartesi
akordiyoncu amca,karısı ve çocuğu için.
tüm günümü şen ettiniz.gözyaşlarım ile pencere kenarında küçük bi gölcük oluşturdum sayenizde,küçük bi kuş gelip suya doydu.beyaz akordeon ne güzeldi.ya hanımcığın romanska ünlemleri!akordiyoncu amcanın çocuğuna dikkat edişi,sesi,tınısı,sesi,sesi,akordiyonu.
işte sırf bu yüzden.işte sırf,sokakların birinde değil,çoğunda bu iç çeken melodiler için,o diyarlara gitmeliyim.
hatta bağırmalıyım ben de aralarında.melodiler çıkarmalıyım içimden.
bir akordiyoncuya meylettim.
yolum neyse razıyımdır.
tüm günümü şen ettiniz.gözyaşlarım ile pencere kenarında küçük bi gölcük oluşturdum sayenizde,küçük bi kuş gelip suya doydu.beyaz akordeon ne güzeldi.ya hanımcığın romanska ünlemleri!akordiyoncu amcanın çocuğuna dikkat edişi,sesi,tınısı,sesi,sesi,akordiyonu.
işte sırf bu yüzden.işte sırf,sokakların birinde değil,çoğunda bu iç çeken melodiler için,o diyarlara gitmeliyim.
hatta bağırmalıyım ben de aralarında.melodiler çıkarmalıyım içimden.
bir akordiyoncuya meylettim.
yolum neyse razıyımdır.
23 Mart 2008 Pazar
evde yoklar.
Durmadan avuçlarım terliyor,
İnildiyor ardımdan
Girdiğim çıktığım kapılar.
Trenim gecikmeli, yüreğim bungun,
Bir bir uzaklaşıyor sevdiğim insanlar.
Ne zaman bir dosta gitsem,
Evde yoklar.
Dolanıp duruyorum ortalıkta.
Kedim hımbıl, yaprak döküyor çiçeğim,
Rakım bir türlü beyazlaşmıyor.
Anahtarım güç dönüyor kilidinde,
Nemli aldığım sigaralar.
Ne zaman bir dosta gitsem,
Evde yoklar.
Kimi zaman çocuğum,
Bir müzik kutusu başucumda
Ve ayımın gözleri saydam.
Kimi zaman gardayım
Yanımda bavulum, yılgın ve ihtiyar.
Ne zaman bir dosta gitsem
Evde yoklar.
Bekliyorum bir kapının önünde,
Cebimde yazılmamış bir mektupla.
Bana karşı ben vardım
Çaldığım kapıların ardında,
Ben açtım, ben girdim
Selamlaştık ilk defa.
İnildiyor ardımdan
Girdiğim çıktığım kapılar.
Trenim gecikmeli, yüreğim bungun,
Bir bir uzaklaşıyor sevdiğim insanlar.
Ne zaman bir dosta gitsem,
Evde yoklar.
Dolanıp duruyorum ortalıkta.
Kedim hımbıl, yaprak döküyor çiçeğim,
Rakım bir türlü beyazlaşmıyor.
Anahtarım güç dönüyor kilidinde,
Nemli aldığım sigaralar.
Ne zaman bir dosta gitsem,
Evde yoklar.
Kimi zaman çocuğum,
Bir müzik kutusu başucumda
Ve ayımın gözleri saydam.
Kimi zaman gardayım
Yanımda bavulum, yılgın ve ihtiyar.
Ne zaman bir dosta gitsem
Evde yoklar.
Bekliyorum bir kapının önünde,
Cebimde yazılmamış bir mektupla.
Bana karşı ben vardım
Çaldığım kapıların ardında,
Ben açtım, ben girdim
Selamlaştık ilk defa.
18 Şubat 2008 Pazartesi
kar

‘dans etmek istiyorum.’
‘açtım müziği,hadi elele dans edelim.’
‘ama dar gelir bana bu beton içi.kırlara çıkalım mı…’
Kırlara gitmek istiyordu genç kadın. Kafasını kaldırdığında gökyüzünü görerek dans etmek.
Ve düştüler yola gecenin seherinde. Kar yeni yeni düşmeye başlamıştı, ürkek. Genç adam sordu –yüzü ona dünyalardan güzel gelen- kadına;’korkuyor musun?’dedi ki güzel kadın:’senin ellerinleyken mi?ya sen?’dedi ki güzel adam:’ellerin benim ellerimdeyken mi?’
Sustular bir anda.
Açıklığa geldiler. Adam sırtından akordeonunu çıkardı. Gecenin seherinde çalmaya başladı. Kuşlar da ötmeye başladı. Bütün hayvanlar yanlarına toplandı. Nağmeler yükseldi. Genç kadın ellerinde nağmelere bulandırılmış karlar ile dönmeye başladı..
Sabaha kadar..
Düş bitti. Uyandı. Ağladı.
Bilge
18.02.08
‘açtım müziği,hadi elele dans edelim.’
‘ama dar gelir bana bu beton içi.kırlara çıkalım mı…’
Kırlara gitmek istiyordu genç kadın. Kafasını kaldırdığında gökyüzünü görerek dans etmek.
Ve düştüler yola gecenin seherinde. Kar yeni yeni düşmeye başlamıştı, ürkek. Genç adam sordu –yüzü ona dünyalardan güzel gelen- kadına;’korkuyor musun?’dedi ki güzel kadın:’senin ellerinleyken mi?ya sen?’dedi ki güzel adam:’ellerin benim ellerimdeyken mi?’
Sustular bir anda.
Açıklığa geldiler. Adam sırtından akordeonunu çıkardı. Gecenin seherinde çalmaya başladı. Kuşlar da ötmeye başladı. Bütün hayvanlar yanlarına toplandı. Nağmeler yükseldi. Genç kadın ellerinde nağmelere bulandırılmış karlar ile dönmeye başladı..
Sabaha kadar..
Düş bitti. Uyandı. Ağladı.
Bilge
18.02.08
17 Şubat 2008 Pazar
eller
Gülemiyorum. Gülememenin nasıl büyük bi sorumluluk olduğunu bilemezsiniz. Fakat bi nedeni var bunun da. Aslında yaptığımız çoğu şeyi nedensiz yaparız. Fakat bunun bi nedeni var.
Uzun zamandır rüyalarımda gezen ellerin yüzümde dolaştığını hissediyorum. Sanki rüyalarımdan çıktılar ve kendilerini gerçeğe döndürmeye çalışıyorlar. Dolmuştayken, yürürken, evdeyken, hep yüzümdeler. Dudaklarımı aşağı doğru çekiyorlar ve gülmeme izin vermiyorlar. Konuşurken canım yanıyor. Dudaklarımı birbirine yapıştırmaya çalışıyorlar ve ağzımı her açışımda içime gireceklerinden korkuyorum. Sanırım en çok korktuğum şey bu. Görünmeyen ellerin midemde, kalbimde dolanması, fakat izin vermeyeceğim buna.
Az zaman kaldı. Az zaman sonra rüyalarıma yön vermeyi öğreneceğim. Evet bunu yapmam gerek çünkü rüyalarım bir süre sonra çığrından çıkıyor. Yatağıma düşen böceklerim oluyor, kafalarını sürekli duvarlara vuran film kareleri giriyor rüyalarıma ve bunlar gece çığlıklarına neden oluyor.
Elleri suratımdan bir bir toplamak ve onları ait oldukları kollara iade etmek istiyorum. Fakat ben göremedikçe onlar artıyorlar.
Artıyorlar..
Büyüyorlar..
Çoğalıyorlar..
Korkuyorum…
Uzun zamandır rüyalarımda gezen ellerin yüzümde dolaştığını hissediyorum. Sanki rüyalarımdan çıktılar ve kendilerini gerçeğe döndürmeye çalışıyorlar. Dolmuştayken, yürürken, evdeyken, hep yüzümdeler. Dudaklarımı aşağı doğru çekiyorlar ve gülmeme izin vermiyorlar. Konuşurken canım yanıyor. Dudaklarımı birbirine yapıştırmaya çalışıyorlar ve ağzımı her açışımda içime gireceklerinden korkuyorum. Sanırım en çok korktuğum şey bu. Görünmeyen ellerin midemde, kalbimde dolanması, fakat izin vermeyeceğim buna.
Az zaman kaldı. Az zaman sonra rüyalarıma yön vermeyi öğreneceğim. Evet bunu yapmam gerek çünkü rüyalarım bir süre sonra çığrından çıkıyor. Yatağıma düşen böceklerim oluyor, kafalarını sürekli duvarlara vuran film kareleri giriyor rüyalarıma ve bunlar gece çığlıklarına neden oluyor.
Elleri suratımdan bir bir toplamak ve onları ait oldukları kollara iade etmek istiyorum. Fakat ben göremedikçe onlar artıyorlar.
Artıyorlar..
Büyüyorlar..
Çoğalıyorlar..
Korkuyorum…
tutunmak

‘tutun bana, düşme.’dedi meftun’a bir meczûp.
’ben hep düşlerim. Düşerim. Yere çalarım, toprağa bulanırım.’dedi meftun.
‘cezbedildim, çare bul.’dedi meczup.
’çareni O verecektir.yüzünü çevir’’cinler çağırır beni, gitmem gerek.’dedi meftun.
’hoşça kal unutma adımı’dedi meczup.
’adın adımdır’dedi meftun.Ve uçtu yeşil kanatları ile.
’ben hep düşlerim. Düşerim. Yere çalarım, toprağa bulanırım.’dedi meftun.
‘cezbedildim, çare bul.’dedi meczup.
’çareni O verecektir.yüzünü çevir’’cinler çağırır beni, gitmem gerek.’dedi meftun.
’hoşça kal unutma adımı’dedi meczup.
’adın adımdır’dedi meftun.Ve uçtu yeşil kanatları ile.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


